|
|
|
Dikkat, faşizm insanı böyle delirtir! |
|
|
|
2010-01-24
20:47
|
Gazeteci ordusu etrafını sarmış ve niyeyse Ağca’dan "önemli"açıklamalar yapmasını bekliyor. Bilhassa İpekçi cinayeti ile ilgili. Sanki Ağca bu otuz yıllık süre içerisinde önemli dönemeçler geçirmiş ve "kullanıldığını" fark etmiş bir tetikçiymiş gibi. Konvoylar, kameralar, avukatlar... Büyük bir gösteri! Adam İngilizce yapıyor açıklamasını. Mesihlikten, tanrı olmadığından falan bahsediyor. Tanrı olmadığını söylerken de enteresan. Çünkü kendisinin tanrı olarak göründüğünü düşünüyor ve bir çeşit düzeltme yapıyor: Oğlu da değilim. İncil’i yeniden yazacak...
Otuz yılını cezaevlerinde geçirmiş bir adamın bu konuşmaları "sıyırmış katil" izlenimi verirken, biz ise Malatya"nın kanlı tarihini hatırladık onun yüzünde. Kişilerin katile dönüşebilme zemini ve yapısı bir yana, kişilerden katil yaratma süreci ve bölgesi diğer yana... Üzerinde durulmayan bir şey var ki o da şu: Türkiye"de kentler, hele ki tampon bölge sayılabilecek özellikte ise muhakkak mercekle incelenir. Oraların "verimliliği"nden istifade edenler mutlaka çıkar ve katiller yaratılır. Hem de öyle katiller ki, Allah sendromu yaşarlar. Onları Allahlaştıran zeminde "farklılıkların kimlikleri" vardır. Salt o kimlikler bile, Ağca gibi işte kendini Allah hissetmeye kadar götürür.
Şimdi bu noktadan devam edelim, nedir Malatya"dan katil çıkarmak?.. 1960 sonları özellikle, Malatya için pek çok şeyin değiştiği bir dönemdir. Dünya genelinde esen 68 rüzgârı Malatya"yı da etkileyince, özellikle farklı kimliklerin birarada yaşadığı başka şehirlerde olduğu gibi Malatya’da da uçlar oluşmaya başladı. Çok sevmem şu "dış mihrak" muhabbetlerini ama Sovyet dalgasına karşı "sağ" örgütleme işini direk ABD üstlendi. "Barış Gönüllüleri" adıyla gruplar görevlendirildi. Ardından komünizmle mücadele dernekleri oluşturuldu. Eğitilip, silahlandırıldılar. Alevilerin solda yer alması, zamanla komünist örgütlenmeler etrafında halkalanması, aşırı sağcı, şoven örgütlemelerin "önünü açtı". Zaten zamanla, hele de 70"lere gelindiğinde iş iyice çığırından çıktı. Çeşitli hadiseler yaşandı. "Hamido olayları" olarak bilinen Hamit Fendoğlu’nun bombalı paketle öldürülmesi, Alevi ve solcu linçine, katliamına dönüştü. Geçen hafta da söylediğim gibi burada önemli olan Kürtlük-Türklük değildir. Alevilik-Sünnilik önemlidir. O köklü Alevi düşmanlığı, Ağca, Oral Çelik gibi bir düzine adamı Allahlaştırdı. Bu adamlar bellerine silah takıp, türlü kirli ilişkiye girip, kendi mahallelerinde stajlarını yaptılar. Alevi çocukların kaçırılıp öldürüldüğü, cesetlerinin sağa sola atıldığı bir stajdan geçtiler. Mahalleler basıldı, dükkânlar talan edildi. İnsanlar evlerinde gece nöbet tutmak zorunda kaldılar. Niye? Çünkü Aleviler Allahsızdı! Komünistti! İşte o zaman onların sırtındaki derin el, çok yumuşak ve okşayıcıydı. Kimin eliydi? Devletin ve ABD"nin eliydi. Derin devlet falan da değil, devletin direk kendisinin eli...
Bunlara "yürüyün, kim tutar sizi" dediler. Asın, kesin... Öyle kanlı ve öyle küstah bir dönemden geçtiler ki, bugün geldikleri noktada "ruhları yaralanmış tetikçiler" değil, kendini Allah zanneden faşistlerdir karşımızdakiler. Öyle şişirilmiş bir dünyanın içinde dolaştılar ki, patlamış balonların seslerini duyamadılar. Onlar hâlâ o balonun içindeler ve iğnenin hâlâ kendi ellerinde olduğunu sanıyorlar. Pek haksız da sayılmazlar. Zira otuz yıl önce Ağca idi, şimdi Ogün Samast! O çocuk ekranları izleyip, otuz yıl sonra uçan arabayla mı, helikopterle mi nasıl çıkacak cezaevinden, hayalini kurar. Çünkü katil olmanın da ödülleri boldur bu ülkede. Baksana, beş yıldızlı otelde aslanlar gibi yatarsın. Çırağan’da Allah kısmet ederse açıklama yaparsın. Kandil"den barış için gelenlerin karşılanması hususunda bir kaşık suda fırtınalar koparanlar, bu içselleşmiş faşizm şovlarına itiraz etme gereği duymazlar. Çünkü görmezler. O gözler yıllar evvel kapanmıştır.
Demem o ki, mesele katiller ortaya çıktıktan sonra onlara nasıl bir ceza uygulanacağının önemi kadar, bu toprakları katil bereketinden kurtarmaktır da. Farklılığın zenginliği sadece mikrofon başında söylenerek hayata geçirilmez. Linçlerle beraber yeni tohumlar ekildiğini unutmayalım. Artık açılımla mı, yasaları düzenleyerek mi, her ne ise, bu Allahlaşmanın önünü alalım. İncil yeniden yazılmadan, anayasayı yeniden yazalım mesela. “"Ne yaptığını çok iyi bilen" sevgili halkımızın nasıl bir anayasa istediğini de bilmiyorum ya, hadi neyse diyelim.
Evrim Alataş
|
| |
|
|
|
|
| |
|