| Ana Sayfa |        | Künye |        | Reklam |        | İletişim |        | Üyelik |        | Forum | 05 Eylül 2010 Pazar
ARŞİV
 
[ Gelişmiş Arama ]
   Diğer yazılar
"İçerideki" arkadaşımın mektubu
140 milyon kadına "sünnet" işkencesi
8 Mart, tatil istemine BDP den tam destek
Erdoğan“ın TEKEL çıkışı ya da AKP“nin „tek“eli
Türkiye kadına yönelik şiddet ülkesi
JİTEM yok diyenlere belge
İntahar Mı Cinayet Mi ?
Derneğimle Uğraşma, Katilleri Yakala
Bu Filmi Bütün Ebeveynler İzlemeli ! !
Evdalê Zeynikê
Peki Ya Kürdün Balyozu
Mutluluk anlarda gizli
Çok mu şaşırtıcı şu linçler
2010-01-15 23:58  
Mardin... Arabı, Kürdü, Türkü ve Süryanisinin birarada yaşadığı “son kale”... Kıvanç bölgemiz. “Daha çok kız alalım, daha çok verelim” şehri... Tanışık adamla karşılaşınca her şey altüst oluyor. Adam, gezi planımızı bozup, ihaleyi üstüne alıyor. İhaleye kahvaltı da dahil. Ardından kahve. Sonra mini bir Mardin gezisi... Medreseler falan. Arabamızı kenara çektirip, “buyurun benimkiyle devam edelim” diyor. İstersen itiraz et! Bir yandan arabayı kullanırken bir yandan da şehri anlatmaya başlıyor. Kendimizi fena halde Japon hissetmeye başladığımız bir anda araba kentin alt mahallesine doğru süzülüyor ve Arap asıllı “mihmandarımız” incileri dökmeye başlıyor: “Burası da bizim Kürtler dediğimiz, her türlü pisliğin ve terörün çıktığı, ama balyozumuzu hiçbir zaman tepelerinden eksik etmediğimiz milletin mahallesi!!!”

İnsanın basireti nasıl bağlanırmış, dank diye yaşıyorsun. Ağzını açsan bir türlü açmasan bir türlü derken hoop konu kapanmış bile. Vur başını taşlara. Adam bizim Kürt olduğumuzdan bihaber. “Gerizekâlı, bizi ne sanıyorsa, densize bak ya!”... Sinir ha sinir! İşte Mardin“den bir şirinlik kesiti.

Yazıya bu hadiseyi anlatarak girmemdeki sebep, birarada yaşamayı becerdiğimizi zannedip, Manisa“da Romanların, Edirne“de solcu gençlerin uğradığı linçle sarsılıyor olmamız. Oysa, o denli içselleştirilmiş bir ayrımcılık var ki bu coğrafyada, tıpkı geçmişte yaşandığı gibi bugün de bu toprak bereketini koruyor. Ve maalesef, şaşırmamıza şaşırıyorum. Fazla mı “kötücülüm” diye soruyorum kendime ama hayır, şımartılan ve sırtı sıvazlanan kimlikler ya da sırtını sıvazlayacak el arayan kimlikler sorunu var bu ülkede. Ve hiç kimse kendisini güvende hissetmiyor.

Kimi şehirler ya da semtler, mahalleler vardır. Tıpkı Mardin örneğindeki gibi, farklı kimliklerin ve kültürlerin birarada yaşıyor olması herkesi heyecanlandırır. Bir zaman sonra turizm merkezine dönüşürler. Oraları gezmeye gidenler, tarihî bir kalıntıyı izler gibi dudaklarını büzüştürüp, küçük hayret çığlıkları atarak neşelenirler. Neden? Çünkü hâlâ birbirini kesmemiş Hıristiyan ile Müslüman ya da Yahudi vardır. Orayı turistik kılan da budur aslında. Normali, geriye sadece yıkıntıların kalmış olmasıdır. Bir kilise, bir cami yıkıntısı... Tıpkı Diyarbakır“daki ya da pek çok şehirdeki gibi... “Eskiden böyle böyleymiş” diye hayretler içinde anlatarak...

Şimdi hepimizin bildiği şeyleri belki tekrarlayacağım. Can sıkıcı olacağının farkındayım ve “sesler ve renkler” ile “gökkuşağı” muhabbetine hiç de uymayacağını biliyorum. Küçük bir “gezelim görelim” yapalım. İl il Anadolu... Iğdır ve Kars“ta mesela Azeriler MHP“li olurlar. Niye, çünkü orta yerde Kürtler vardır. Mardin“de Araplar MHP“li olur. Ne alaka değil mi? Arapsın sen ya! Ama yok! Çünkü hem Kürt hem de Süryaniler vardır... Ha, oralarda bir de Kürtler haline bakmadan Süryanileri dışlarlar, niye? Müslümanlık vardır.

Malatya, Maraş, Sivas gibi yerler daha bir acayiptir. Mesela Malatya“da koca Sünni Kürt aşiretleri MHP“lidir. Yahu ne işin var Türk milliyetçiliği ile? Ama Aleviler vardır. Kafalarını kesmek icap eder. Yani her nerede ki birden fazla kimlik var, korkun oradan. “Halkların birbiriyle sorunu yok” diyen boşa çıkar. O halklar öyle bir kör bıçakla keserler ki adamı, anlayamazsın. Çünkü, bu ülkedeki derin devlet yapılanması ve sistemin çarkları, halkların bıçakları ile işliyor. Dişliler dediğimiz bunlardır. Hiç kimsenin kendini güvende hissetmemesi hadisesi de budur. Dış düşmanla devlet ilgilenir, iç düşman ise bilinçsiz halk kitlelerine havale edilir.

Bakınız Selendi“ye... Romanları sürgün ettiler. Romanlar kendini savunurken ne diyor, “Biz taş mı attık, molotof mu attık, dağa mı çıktık!” Yani özetle “Biz Kürt müyüz?” Orada, o linç Kürtlere yapılmış olsaydı, Romanlar en önde katılacaklardı kesin!

Nedenine gelince... Sosyal patlamaları değerlendirirken elbette ki patlamaya sebep olan hadise, bize sadece bir küçük ışık tutar. Olayın gelişim ve sonucunu vermez. Son damla teorisiyle sınırlıdır yani. Romanlar hadisesinde olduğu gibi. O son damlaya gelmeden önce yaşananlar, bu ülkenin kara ve kirli tarihindedir. Ve bir piramit gibidir halkların birbiriyle alakası, yengeç sepeti gibi... Kimliklerin ve kültürlerin birarada yaşamak zorunda olduğu yerlerde üstün kimlik yani Türklük ve Sünnilik para eden değerlerdir. Diğerleri, ona yamanarak ayakta durmaya çalışırlar. O nedenle bakarsın ki Kürt ya da Arap kalkıp Türk milliyetçisi olmuş. Eğer kimliklerden biri fire veriyorsa diğerine tutunursun, yani İslam“a... Öyleymiş gibi davranırsın. Yoksa “doğal” seleksiyondur. Güçlü olan kazanır. Bu, içgüdüsel ve terbiyesizdir. Sırtını sıvazlayacak, seni zor günlerinde koruyacak el ararsın. O el her zaman vardır. Bazen derinlerde, bazen ortalık yerde. Ama vardır...

Ha yine de her şeyi bu “dengesi bozulmuş halklara” havale edip aradan çekilmek olmaz. Bu bir dönemeçtir. Hükümet, olup bitenlerin ciddiyetinin ne derece farkında bilemiyorum. Ama, Roman açılımı, Kürt, Alevi açılımı derken ve tüm bunlarda samimi ise adımlarını bu hadiselerle paralel atmalıdır. Mesela Selendi“de arabalarının ışıklarını söndüren polisleri, belediye başkanını, elektrikleri kesenleri, herkesi ve her şeyi tam olarak tesbit edip, temizinden bir toplu davaya dönüştürmelidir hadiseyi. Çünkü maya her ne kadar sağlam olsa da Ergenekon hadisesindeki gibi yılların çürüklüklerini ortaya çıkarıp hesaplaşmaya çalışan hükümet, bu sokağa ve Emniyet“e taşmış Ergenekon artıklarıyla da bir biçimde yüzleşmelidir. Belki böylece “ırkçılık” denilen kavram, gecikmeli de olsa, bu ülkede “cezai müeyyidesi” olan bir suç olarak tanımlanır. Bundan sonrası için de “emsal” olur.
99 defa okundu


Yorum Ekle Arkadaşına Gönder Yazdır
Yorumlar (0)


    Diğer Başlıklar
20:59     "İçerideki" arkadaşımın mektubu
22:50     Erdoğan“ın TEKEL çıkışı ya da AKP“nin „tek“eli
22:12     Peki Ya Kürdün Balyozu
20:47     Dikkat, faşizm insanı böyle delirtir!
23:58     Çok mu şaşırtıcı şu linçler
00:04     Erêê erê heyfa!
01:38     Yok mudur bir üçüncü yol
 

Evrim Alataş: Son gördüğüm dağ Bêzar”dır; öldüğüm dağ Bêzar

Evrim Alataş vefat etti

İçimizdeki Sevgi

"İçerideki" arkadaşımın mektubu

140 milyon kadına "sünnet" işkencesi

8 Mart, tatil istemine BDP den tam destek

HÜSNA ÇALDIR
Evrim Alataş: Son gördüğüm dağ Bêzar”dır; öldüğüm dağ Bêzar
EVRİM ALATAŞ
"İçerideki" arkadaşımın mektubu
HASRET BİRSEL
Evdalê Zeynikê
AYŞE HÜR
Darbeliğin miladı: Babıâli Baskını
BESÊ ASLAN
Hükmünden geçen söz: Kürtler

   SİZDEN GELENLER

Sonrasını Düşünme Hiç!

BDP ye üye olalım

   SİZİN ŞİİRLERİNİZ

Sürgün

Und du bist nicht allein

   EN ÇOK OKUNANLAR

  

Eflatunyarim
Teylo FM

www.tijiroj.com
© 2010 - Bütün hakları saklıdır.

tijiroj.com