| Ana Sayfa |        | Künye |        | Reklam |        | İletişim |        | Üyelik |        | Forum | 05 Eylül 2010 Pazar
ARŞİV
 
[ Gelişmiş Arama ]
   Diğer yazılar
"İçerideki" arkadaşımın mektubu
140 milyon kadına "sünnet" işkencesi
8 Mart, tatil istemine BDP den tam destek
Erdoğan“ın TEKEL çıkışı ya da AKP“nin „tek“eli
Türkiye kadına yönelik şiddet ülkesi
JİTEM yok diyenlere belge
İntahar Mı Cinayet Mi ?
Derneğimle Uğraşma, Katilleri Yakala
Bu Filmi Bütün Ebeveynler İzlemeli ! !
Evdalê Zeynikê
Peki Ya Kürdün Balyozu
Mutluluk anlarda gizli
Erêê erê heyfa!
2010-01-02 00:04  
Bir başnot diyelim buna. Bu yazı “akıl vermek” ve “yol göstermek”ten yoksundur. Aciz değil, yoksundur ve iddiası yoktur. Sadece kederi vardır. Ve Kürde yazılmıştır.

Evet, bu yazı Kürde yazılmıştır. Gün olur çünkü artık anlatacak ve ikna etmeye çabalayacak gücün kalmaz. Dönersin kendi kuş sürüne, nereye uçtuğuna bakmadan, havada, orada, o yerde asılı kalmak istersin. Varsın mevsimler geçsin. Kar yağsın, tipi olsun, yağmur... Sonra aynı yerde mevsimin döngüsünü, günün döngüsünü izlersin, bakarsın güneş ışıldar. Göçmek ile kalmak arasında bir yerdir orası. Ama olsun, sürünlesindir. Ya uçarsın, geri dönmek üzere, ya da “hiçbir yer” dersin. Güdülerini öldürür, orada asılı kalırsın. Vatan nereye düşer, yurt nereye... Nereye uçmalı, nereye konmalı?.. Bilemezsin, hepsi karışır.

Karışır, çünkü Kürt vatansızdır! Havada asılıdır. Yaşamasam da bilirim, babasının dayak yediğini gören çocuğun içinde büyüyen öfkeyi ile haylazlığı. İflah olmazlığı... Babasına bok yedirilmiş, annesi dövülmüş, evi ve tüm geçmişi ateşe verilmiş çocuk, vitrin camlarıyla hesaplaşmanı bilirim; ama gün gelir anlatamam artık. Elime taş alıp her yere atmak isterim ama anlatamam. Taşı sen atarsın; sonra, çıktığında bile hâlâ reşit olamayacağın dört duvarlı binaya sokulursun. Sen adına dersin ki “zindan”, ben derim “devlet”.

Bilirim, ekranda ya da şurada burada gördüğün hayatın nereye aktığını anlamaya çalışırken, elleri nasırlaşmış babanın akşam eve bir parça ekmek ile bir torba keder getirmesini... Annenin tüm bunları katık etmesini... İçine tıkıştırıldığın ve adına yaşam dediğin şeyin tanımı yapılır senin adına. “Yurttaşlık” denir, sen elini kaldırırsın havaya, Ece Ayhan’ın en arka sıradaki çocuğu gibi, “Kürt” dersin. “Pis, kinli, öfkeli, kaba, kavgacıdır” dersin. Payına, “meçhul öğrenci anıtı” düşer. Bilirim... Sen buna “isyan” dersin, ben, “Kürt dediğin, babası dövülen çocuktur” derim.

Kürt dediğin, her zaman paçasında pusula taşıyan, uçuş yönünü kaybetmiş bir güvercindir. Nerede avcının tuzağına düşeceğini bilemeden, tüylerinin pırıltısında kaybolmuş bir güvercin... Kimse buna methiye demesin. Buna “kana ağıt” der bilenler. Bilenler bilir ki güvercin dediğin çocuktur. Uçar uçar, döner de gelir sanırsın. Bir gün bir koyda, bir dağ oyuğunda, bir kar tümseğinin altında yattığını duyarsın. Gün döner, güneş döner, kara gözlü kızlar, kara kaşlı oğlanlar gülümser kalkan karın altından. Vücudundan geriye kalan uzuvları ile. Çünkü ne ben, ne bir başkası anlatabilir, bu ülkenin bayrağını “nereye dikilmek isterse” oraya dikmeye kodlanmış evlatlarının o çocukların kulaklarından boynuna kolye yaptığını. İki halkın, ikide bir halkın kabrinin başına dikilir bayraklar. Hiçbiri dalgalanmaz oysa. Şanını çoktan yitirmiştir. Hangi bayrak çocuk ölülerinin şanını taşıyabilir ki?

***

Diyarbakır’da hafta sonu... Adliyenin önü çatışmadan geriye kalmış gibi dağınık. Battaniyeler yerlerde sahipsiz. Boz bir kalabalık toplanmış Adliyenin yanı, belediyenin önünde. BDP otobüsü ortada. Osman Baydemir “s...r” çektikten hemen sonra... Alana girerken Kürtçe sesleniyor kadınlar: Sen erkek adamsın!

Diyarbakır’ın kitlesi halka halkadır. En merkezde her zamanki kalabalık vardır. Elinde bayraklarla... Öfkelidirler. Gergindirler. Yine öyle... Onları görünce kederleniyorum. Çünkü o kalabalık, sınırötesi operasyon yapıldığı zaman bir yürüyüş gerçekleştirmişti. Hepsi orta yaşlarda veya daha üstü. Keder denilen şeyi işte o zaman görmüştüm. Dağlardaki çocukları için endişelenmeyi... Partizanlık falan değil, endişe ve keder! Ağlayan yaşlılar... İşte o zaman ve bu zaman. Umudun tükenmesi ve keder!

Yine soruyorum kendime, Kürt dediğiniz nedir ki? Yine kalıbım çatırdıyor. Bir yerde durayım diyorum, duramıyorum. Ruhumu bir yere sabitleyeyim diyorum olmuyor. Kürt dediğiniz nedir ki? Ölüsü tekmelenen, dirisi tekmelenen... Peki benim güzel “kardeşim”, hangi kardeş diğerini tekmeler. Denir ki diriden korkarsın, korku seni zalimleştirir. Peki ya ölü? Buralara “vatani hizmete” gelmiş yüzbinlerce, milyonlarca kişi, vicdanlarınız nereye gitti? Hiç mi çıkıp da olanları anlatacak cesaret yok birinizde. Anlatılamayacak kadar vahimdir biliyorum, ama olanlardan ve olacaklardan daha da mı vahim?

Geçiyorum er-erbaş meselesini. Korkudur, ölüm korkusu ve öfkenin varlığına veriyorum her şeyi. İyi niyetlerimi, umutlarımı bir kenara atıyorum. Benim atmamın hiçbir ehemmiyeti yok biliyorum. Ne olur, en fazla küser de yazı yazmam. Ne köyüm yakılmıştır ne de babamı dövmüşlerdir. Dövmüşlerdir, onu biliyorum, unutamam. Ama 12 Eylül işte, hepimizi biraz kinlendirip, biraz durultmuştur. Ama daha dün değil... Dün gibi değil... Dedim ya, en fazla küserim. Peki ya Kürt? Bunca şeyin ardından küsmek mi? Onu geçti, o eşiği atladı, biliyorum. Ya öfkeyle tanımlar, dersin ki “ya herro ya merro”, ya da yüreğin hâlâ yerindeyse, “yok” dersin; “bu yol, yol değil!”
Ne ise... Ser sala we pîroz be! Herkese iyi seneler. Nice seneler...
176 defa okundu


Yorum Ekle Arkadaşına Gönder Yazdır
Yorumlar (0)


    Diğer Başlıklar
20:59     "İçerideki" arkadaşımın mektubu
22:50     Erdoğan“ın TEKEL çıkışı ya da AKP“nin „tek“eli
22:12     Peki Ya Kürdün Balyozu
20:47     Dikkat, faşizm insanı böyle delirtir!
23:58     Çok mu şaşırtıcı şu linçler
00:04     Erêê erê heyfa!
01:38     Yok mudur bir üçüncü yol
 

Evrim Alataş: Son gördüğüm dağ Bêzar”dır; öldüğüm dağ Bêzar

Evrim Alataş vefat etti

İçimizdeki Sevgi

"İçerideki" arkadaşımın mektubu

140 milyon kadına "sünnet" işkencesi

8 Mart, tatil istemine BDP den tam destek

HÜSNA ÇALDIR
Evrim Alataş: Son gördüğüm dağ Bêzar”dır; öldüğüm dağ Bêzar
EVRİM ALATAŞ
"İçerideki" arkadaşımın mektubu
HASRET BİRSEL
Evdalê Zeynikê
AYŞE HÜR
Darbeliğin miladı: Babıâli Baskını
BESÊ ASLAN
Hükmünden geçen söz: Kürtler

   SİZDEN GELENLER

Sonrasını Düşünme Hiç!

BDP ye üye olalım

   SİZİN ŞİİRLERİNİZ

Sürgün

Und du bist nicht allein

   EN ÇOK OKUNANLAR

  

Eflatunyarim
Teylo FM

www.tijiroj.com
© 2010 - Bütün hakları saklıdır.

tijiroj.com