|
|
|
|
|
|
2010-02-01
22:12
|
Niyetim, memleketin önemli bir kısmı ordu-siyaset meselesini tartışırken, "yurdun bu taraflarında" devam eden ve BDP’lileri toplayan operasyonların ne manaya geldiğini sorgulamak. Lakin "Balyoz Planı"na dair tartışmalara değinmeden edemeyeceğim.
Bu belgelerin orijinal olup olmadığı veya Genelkurmay"ın ne yapmaya çalıştığı değil hadise. İş fazlasıyla komikleşti. Belgelerin gerçekliği tartışılırken, "senaryo"nun nasıl olup da bu kadar berbat olduğu üzerinde pek durulmuyor. Ergenlik çağı çocuklarına yönelik hazırlanan korsan CD"ler gibi... "Ay bizim çocuk nereden bulmuşsa bir savaş oyunu, adidas ayakkabısı olmayan çocukları öldürüyor!” Yani en iyi ihtimalle çocukluğunu yaşayamamış olan paşaların atari oynadığını düşünsek bile, iş oldukça korkunç! Ki bırakınız senaryonun "balyoz" olmasını "Malkoçoğlu" demek daha uygun.
İşi daha da komikleştiren, Genelkurmay Başkanı Başbuğ"un "ne kadar çok bağırırsam o kadar çok işin üstü kapanır" psikolojisi. Öyle kaşlarını çatıp, elini masaya vura vura konuşması, "Allah Allah diye bağıran askerlerin..." falan demesi... O bile 1920"lerden kalma bir ruh hali. Askerler ne zamandan beri Allah Allah diye düşman üstüne yürüyor? Cepheler kapanalı çok oldu be paşam! Ha tabii Kürtlerle kavga devam ediyor ama karşı taraf da Allah Allah dediği için sesler birbirine karışıyor olmalı. Duymadım hiç bu nidayı...
İşte mevzu kendiliğinden Kürtlere geliverdi. Bu noktada Genelkurmay ve ekibini izninizle kenara alıyorum. AKP iktidarı ile hesabım. Bu "bileği bükülmeyen, sırtı yere gelmeyen, kan kusan ama kızılcık şerbeti içtim diyen, mahallenin delikanlısı, yoksulun dostu, kötünün korkulu rüyası" AKP iktidarının, mesele Kürtler ve siyasi Kürt hareketi olduğunda, annesi yüzünü döndüğü anda komşu çocuğunu çimdikleyen şımarık apartman çocuğu halleri ne zaman bitecek? Cümle uzun oldu farkındayım, ama konu uzun, elden ne gelir?
Mağduriyet, mağdur olanın "farkındalığı" oranında tehlike taşır. Devamlı mağduriyet hele, bambaşkadır. Kendi dilini, siyasetini kurar. Bir zaman sonra da bu hal kaybedilmemesi gereken bir mevkie dönüşür. Hâlihazırda yıllardır zaten iktidar olan AKP"nin bu "mağduriyet" psikolojisini, "delikanlılıktan taviz vermeden" ama tepe tepe de kullandığını söyleyebiliriz. Kürt sorunu konusunda AKP’nin uyguladığı siyaset tam da budur. Bir yandan elinde sihirli bir reçete tutuyormuşçasına her seferinde "derman bende" deyip gösterip sakladığı "açılım", öbür yanda geçmişi hiç de aratmayacak uygulamalar... Kürtlerin seçilmişlerinin her gün tutuklanması ve bu sayının bini bulması bende "kötü senaryolar" hissi oluşturuyor. "Mağduriyet"in dayanılmaz keyfini çıkartan, derin sinsilik! Birileri senin iktidarını düşürmenin şahane planlarını yaparken, senin ise kalkıp eşzamanlı, Kürt hareketini kemire kemire yok etmeyi hedeflemen. Ki plan da değil, uygulamaya geçmiş sevimsiz bir senaryo...
Başbakan Erdoğan"ın BDP"yi mutlak surette sevmediğini ve hatta nefret ettiğini, dostlar alışverişte görsün hesabına Ahmet Türk ile görüşme yaptığını ve BDP"den söz ettiği zaman oyundan atılmış çocuk gibi suratının kaydığını bir tek ben görmüyorum sanırım. Bu kişisel hırs ve öfkesinin (o kadar basit değil tabii) iktidar adamlığı ile hiç ama hiç uyuşmadığı, basit oyunlarla Kürt hareketinin etkisizleştirilmeye çalışıldığının da görüldüğünü söyleyebilirim. Ha, bu noktada nasıl ki AKP bu balyozlar baltalar planları karşısında kafa tutup, "bitirebileceğinizi mi sanıyorsunuz" diyorsa, elbette ki Kürt hareketi de aynı şekilde kafa tutuyordur, tutuyor da... Fakat hal, hal değil. Kafan olur tutarsın. Olmadı kafa kafaya girersin. Ne olur? Yine kan akar... Hiç de yaratıcı değil! Ya da bir gün gerçekten balyozu yersin, etrafına bakarsın ki kimse kalmamış.
Tarih tekerrürden ibarettir. Diyarbakır"da billboardlar asılmış. Bir tarafta 38"de Dersim"de topluca yargılananlar, diğer tarafta kollarında kelepçe ile sıraya dizilmiş BDP"liler. Seyit Rıza"nın sözlerini hatırlattı bana. Ankara"dan Elazığ"a gelen savcıya şöyle demişti: "Git Ankara’dakine söyle, onun yalanları hileleriyle baş edemedim, bu bana dert oldu; ama onun karşısında diz çökmedim, bu da ona dert olsun!"
Eh artık, herkese bir dert düşsün bakalım, yalanla çark döner mi?
Evrim Alataş
|
| |
|
|
|
|
| |
|